| Röportaj: Ali Zülfikar, DEM Gazetesi, Eylül 2003, Almanya BÜLENT ÖZCAN “Sanatçi, yani sair, herkesin duydugunu, herkesin gördügünü, herkesin düsündügünü farkli sekilde duyan, farkli sekilde gören, farkli sekilde düsünendir; duyulmayani duyan, görülmeyeni gören, olmayani bulandir.”
Ülkemizin en genç, en sade sairi ve ayni zamanda farkli eylem metodlariyla gündemde kalan sair Bülent Özcan ile ülkemizin yazin alanindaki sorunlari üzerine bir söylesi yaptik. Bu söylesi siz okuyucularimizla paylasmak istiyoruz. 
Siire ne zaman basladiniz, ilk yayimlanan siiriniz, ne zaman, nerede yayimlandi? - Ilkokulda özel günlerde okumak için siirler ezberlerdim; ara sira bir seyler de karalardim, siirin varligini duyarak gerçek anlamda siir yazmam 1989 yilina rastlar; ilk yayimlanan ve benim ayagimi yerden kesen ilk siirim, bu tarihte, Türkiye Çocuk Dergisi’nin “Genç Kalemler” sayfasinda yayimlanan “Yeni Bir Gün” adli siirimdir.
Siir nedir, bir ürünün siir olabilmesi için gereken degerler nelerdir? - Eskiden olsaydi bu soruya ne degildir seklinde bir soruyla karsilik verirdim. Bu çok kolay bir kaçis olurdu elbet. Siir, bütün sanatlarin bir özetidir; bütün sanatlarin atesidir, bileskesidir. Bütün sanat dallari varligini siire borçludur; siire yaslanmayan sanat gücünü yitirir, ölür... Siir, insan denen ademin Tanri yüzünde sözcüklere yansiyan resmidir. Bir ürünün siir olabilmesi için bir degerler bütünün olmasi gerekir. Yemek tarifi verilir gibi bir tarif verilemez buna. Öncelikle sairin kaniyla, yazdigi siirin kani uyusmali, sairle siiri arasinda bir kan bagi olmali. Sair kisinin yetenegi, siirin olusumunda hayati rol oynar. Yetkinlik önemli, ortaya konan ürün her yönüyle özgün olmali... Ve bir estetigi bulunmali siirin, bir anatomisi olmali. Ritim siirin yüregidir. Yaratilan siir sairin kendi sesi olmali. Sair yeni bir sey söylemek zorundadir tekrardan kaçinmali... Özetle, bir ürünün siir olabilmesi için, öz, özgünlük, yetkinlik, estetik, ses, ritim, lirizm, yalinlik, imge..... Ve daha yüzlerce deger var...
Siirlerinizi nasil bir ruh haliyle yaziyorsunuz? - Duygumun en yogun halindeysem ve yürek atislarim sasiriyorsa, sasiyorsa, hizli hizli atiyorsa, bu kesin bir seylerin habercisidir, kendiliginden dogar hersey... Ve oturur yazarim. Bazen de yürürken, yolculuk ederken, bir film seyrederken, konusurken, susarken, uyurken, sayiklarken yazarim; ne zaman gelecegi belli olmaz siirin, eskilerin deyimiyle bazen ilham gelir, bazen de ilhami ben çagiririm. Sair Ismail Uyaroglu’nun dedigi gibi: “Siir yazmak oltayla balik tutmaya benzer, beklersin, beklersin gelmez de, beklemedigin bir an bir de bakarsin ki, oltaya takilmis bir balik, iste siir” diyor.
Hangi sairleri kendinize yakin buluyorsunuz, bu baglamda etkilendiginiz sairler oldu mu? - Ben sairlerden çok siirleri yakin bulurum kendime... Etkilendigim sairlere gelince, yeryüzünün gelmis geçmis bütün gerçek sairleri, sanatçilari...
Sair kime denir, kimdir sair? - Bu soruyu sanatçi kime denir, kimdir sanatçi seklinde düzeltecek olursak sairi de bulmus oluruz sanirim. Sanatçi, yani sair, karsilik beklemeden sürekli kendisinden verendir; yüzyillar öncesinden yüzyillar ötesine seslenebilendir; çagcildir, çagcildir her yönüyle… Yasadigi dönem güç anlasilir, anlasilamayabilir de…Toplumun üstündedir, yarinlara seslenir… Diger bir deyisle sanatçi, yani sair, herkesin duydugunu, herkesin gördügünü, herkesin düsündügünü farkli sekilde duyan, farkli sekilde gören, farkli sekilde düsünendir; duyulmayani duyan, görülmeyeni gören, olmayani bulandir.
“En Güzel Ben Ölürüm” dediniz ilk yapitinizla, müthis bir iddiayi da beraberinde getirerek, ölümün güzeli nasil oluyor, ölümü güzellemek tehlikeli degil mi, yasami yüceltmek dururken? - Ben “En Güzel Ben Ölürüm” derken yasami yüceltiyorum zaten. Kitaba adini veren siir bir sevda siiri, bakin söyle:
Böyle umut doluyken tepeden tirnaga Böyle seviyorken seni amansiz Böyle degerliyken Böyle yüceyken sevda En güzel ben ölürüm K e s i n!.. Günümüz Türkiye siirini nasil degerlendiriyorsunuz? - Siirimiz Melih Cevdet Anday’in da dedigi gibi “Çok dalli bir çinar”. Ama bu çinarin dallari egik son yillarda. Kirlenme çoktandir siire de bulasmis durumda; kötü siir enflasyonu var. Bütün iyi sairler öldü, siir kitaplardan sürüldü; kimi sair müsveddeleri bir piyasa olusturmuslar, kliselesmis, uyduruk söz yiginlarini siir diye sürüyorlar piyasaya, siirin canina okuyorlar; fakat, ne yapsalar bosuna, sonuçta, yine siir kaliyor. Bugün yazilan siir için piyasa sairleri tarafindan çok olumlu seyler söylendi simdiye kadar, bence günümüz Türkiye siiri bir gerilemeyle karsi karsiya, içi bos seyler siir diye yutturulmak isteniyor.
Herkesin bir küresellestirme tutturdugu bu süreçte, hangi sanat anlayisini savunuyorsunuz, nasil bir siirden yanasiniz? - Daha iyiye, daha güzele dogru yol alan, sürekli bir degisimden yana, kendi içerisinde devrimci bir dinamigi olan, evrenselligi esas alan, kendine özgü belli bir estetigi olan "Toplumcu Siir" anlayisini savunuyorum.
Talât Sait Halman’dan, Ilhan Basgöz’e; Sahin Tas’tan, Yasar Iliksiz’e kadar farkli düsünce kutuplarinda bulunan pek çok sair, yazar, elestirmen sizin siirinizle ilgili oldukça yetkin degerlendirmelerde bulunarak, siirinizi kendine özgü, yeni bir siir olarak degerlendirdiler; birbirine zit dünya görüsü olan bu kisilerin siirinizle ilgili bu olumlu degerlendirmelerini neye bagliyorsunuz? - Siirimin renkli cografyasindan kaynaklaniyor olabilir bu. Siire adanmis bir ömrün ve kendine özgü bir sair durusunun da etkisi var bunda elbet.
Uzun bir aradan sonra Ocak 2002’de ikinci yapitiniz olan “Gelincik Tozlari”ni yayimladiniz, nasil bir olusumun ürünü “Gelincik Tozlari”? - “Gelincik Tozlari” 1997 - 2002 yillari arasinda yazmis oldugum siirleri kapsayan bir yapit. Bu yapittaki siirlerimin ayri bir önemi var benim için. Kitaptaki siirlerin çogunlugunda Londra’daki sürgünlügümün yakici izleri var. Ayrica, yillardir düsünü kurdugum siiri bu yapitta yakaladigima inaniyorum.
“Gelincik Tozlari”nda ilginç siirler var; “Eosen”, “Agiti Yarali Kuslar Konar Alnima”, “Düs Örten”, “Kanayan Ömrüm Benim”, “Sen Elmasini Yedin”... gibi siirler, daha önceki siirinize göre, tamamen farkli bir siir evreni yaratmakta oldugunuzu gösteriyor bize, siir serüveninizdeki bu degisimi açiklar misniz? - Evet, “Gelincik Tozlari” farkli bir siir evreni... Farkli bir siir dili... Imgelerle örülü, yalin ama derin... Bir sairin yazmis olmak için ömrünü rehin verebilecegi, yillar yili düsünü kurdugu siirler vardir; ben o siirlerden bir kaçini yazdigima ve o büyülü siir dilini “Gelincik Tozlari”nda yakaladigima inaniyorum.
1993 - 1996 yillari arasinda Türkiye’de “Otobüs Duraginda Siir Sergisi”, “Galata Köprüsünden Kitaplari Denize Atma”, “Mezarlikta Ölülere Siir Dinletisi” gibi çok ilginç protestolara imza attiniz bu protestolar yerine ulasti mi, rahatsilik duyan çevreler oldu mu? - Bu protestolar, “Derin Devleti ve politikalarini” ve de toplumsal olaylara duyarsiz iki yüzlü aydin sistemini protesto eden önemli çikislardir. “Fincanci katirlari” elbette rahatsiz oldular.  1995’de Gaziantep’te, Bagbozumu Ortak Betik’i yayimladiniz, ilk ve son sayi oldu, oldukça ilgi gören bir ilk sayiydi, devami neden gelmedi? - Kimi siyasi nedenlerden dolayi yayimlayamadim. Türkiye gibi bir ülkede insanlara bir seyler vermek isteyen kisilerin engellenmesi kadar olagan birsey yok. Düsünce özgürlügünün karsisinda duran yasaklar, Demoklesin kilici gibi hâlâ düsünen, üreten insanlarin üzerinde durmaktadir!.. Bagbozumu yerelden evrensele uzanan yolda, kendine özgü toplumsal durusu olan, uzun soluklu bir yayindi. Bu yüzden çok ilgi gördü.
Bir kaç yil önce bazi dergilerde bir siir antolojisi hazirlamakta oldugunuzla ilgili haberler okuduk, antoloji ile ilgili çalismalar ne asamada, neden böyle bir antolojiye gerek duyuldu? - Böyle bir antolojiyi hazirlamamdaki en önemli neden edebiyatin, siirin yillardir kamplara ayrilmis olmasidir. Yayimlansaydi, dost ahbap iliskileriyle, bazi ideolijik tercihlere göre yapilan antolojilere bir tepki olacakti bu antoloji. Antolojide yer almasi düsünülen sairlerin yasal izinlerini almak zorunlulugu oldugundan bu çalisma simdilik ertelenmis bulunuyor.
Türkiye’de ve Avrupa’da yayimlanan pek çok dergide yillarca siir yayimladiniz, yayimliyorsunuz; ayrica, internette de siirlerinizi okuyoruz, sanal âlem denilen internet siire nasil bir katki sunuyor? - Internet araciligiyla insanlara ulasmak çok daha kolay. Dünya parmaklarinizin ucunda dans ediyor. Siir aninda her yerde. Internette de kaliteli sanal dergiler yayimlaniyor. Buralarda da siir soluk aliyor. Her ne kadar sanal dergicilik, somut dergiciligin yerini tutmasa da, internetin sundugu olanaklar küçümsenemez.
Londra'da yasayan bir sair olarak, Ingiltere'deki Türk toplumuyla ilgili düsünceleriniz, gözlemleriniz nelerdir; insanimiz orada umdugunu bulabiliyor mu? - Kavafis'in "Kent" adli o nefis siirine kulak verelim: "Baska diyarlara, baska denizlere giderim, dedin./ ... Yeni ülkeler bulamayacaksin, bulamayacaksin yeni denizler. / Hep pesinde, izleyecek durmadan seni bu kent. / Ayni sokaklarda dolasacak, ayni mahallede yaslanacaksin, burada bu ayni evde agaracak saçlarin./ Hep ayni kente varacaksin. / Bir baska kent bekleme sakin, ne bir gemi var, ne de bir yol sana." Bu dizelerinn ardindan ne eklemek gerekir. Yine de sunu söylemek isterim: Adina bürokrasi denilen o çirkin çarkin dislileri bu ülkedeki insanimizin yasamini sömürmekte, insanimizi yutmaktadir. Ingiltere, 10-15 sene öncesinin Ingilteresi degil; o kadar uzun süre mi bu zaman dilimi, degil elbet; insan bu kadar kisa bir sürede, ne kadar büyük bir degisimin yasandigini sasarak, üzülerek görüyor; ömür ögüten bir yasam burdaki, alinlarda aglayan yazgi, yüreklerden kan damliyor...
Genç sair adaylarina neler önerirsiniz? -Sairin yaslisi ya da genci olmaz kanimca; siirin yaslisi, genci olabilir; seksenini çoktan devirmis Fazil Hüsnü Daglarca, siirinin dorugunda, hâlâ ‘genç bir siir’ yaziyor; öte yandan, yasi genç olan ama siiri genç olmayan bazi sairler ‘yasli bir siir’i daha da yaslandiriyor. Sorunuz yanitini bulsun diye söylemek gerekirse; henüz esikten içeri adim atmamis, kimi arayislar içerisinde, ‘sair olma’ mücadelesi veren, siire durmus yürekler için; Cemal Süreya’nin “Siir, siirle ögrenilir” sözü uyarinca, siir ustalarinin siir kitaplarini okumalarini, Türk ve Dünya siirini çok iyi özümsemelerini, siiri her seyden çok önemsemelerini, ciddiye almalarini salik veririm.
Gazetemizin söylesi teklifini kabul ettiginiz için tesekkürler Sayin Özcan. - Böylesine nitelikli bir söylesi için ben tesekkür ederim.
Bir Londra Aksaminda Bu hüzündas Londra aksaminda Bir sensin düsündügüm Bir de yoksul, kederli ülkem
Bu hüzündas Londra aksaminda Bir hiçkirik bogazim dügüm dügüm Aglayacagim ama henüz erken
Bu hüzündas Londra aksaminda Neye baksam bir yalnizlik gördügüm Yüregimi bir siire gömerken
Bu hüzündas Londra aksaminda, Agliyorum usul usul kederden...
Temmuz `97, Londra BÜLENT ÖZCAN www.bulentozcan.com |